|
Bu konserimizi, musiki tarihimizin iki büyük isminin aziz hatıralarına armağan etmek üzere hazırlamış olmanın heyecanını yaşıyoruz. Ancak bir başka heyecan sebebimiz var ki, ülkemizin kültür ve sanat hayatının son otuz iki yılında imzası bulunan koromuz, kendi tarihinin akışı içinde, kurumsal devamlılığının ifadesi olan bir görüntüyle huzurlarınızda. Kurulduğu günden itibaren uzun yıllar önce kurucu şefimiz Nevzad Atlığ; sonra şef yardımcısı sıfatıyla -rahmetle andığımız- Mefharet Yıldırım ve 2006’ya kadar Ender Ergün tarafından yönetilen koromuz, bildiğiniz üzere, son devir-teslimle Fatih Salgar’ın şefliğe, Birol Yayla’nın ise şef yardımcılığına getirilmesiyle yeni bir döneme girmişti. Birol Yayla, bugün, ilk salon konserini, bu anlamlı anma programıyla yönetmek suretiyle, kültürün hayati bir unsuru olan “devamlılık” noktasında yüklendiği önemli görevinin ilk adımını huzurlarınızda ve desteklerinizle atıyor. Koromuz ve musikimiz için hayırlı ve uğurlu olmasını diliyoruz. Zekâi Dede, klasik musikimizin “son” büyük klasik bestekârlarındandı. İsmi, Dede Efendi’nin de içinde bulunduğu dönemden itibaren hızlı bir düşüşe geçen klasik musiki geleneğinin en büyük direnç noktasıydı. Yüksek bestekârlık çizgisinin ötesinde, bugünkü klasik repertuvarımızın önemli bir kısmını, onun hafızasından notaya alınabilenlere borçlu olduğumuzu hiç unutmuyoruz. Öğrencisi ve oğlu olan musiki üstadı Ahmet Irsoy ile birlikte Rauf Yekta ve Subhi Ezgi gibi bilginleri yetiştirmiş bir hoca olması ise, “devamlılık” açısından Zekâi Dede’nin kültürümüz için ne ifade ettiğini anlatmaya yetiyor. Kısaca bahsettiğimiz özelliklerinden dolayı böyle mütevazı anma konserlerinin çok ötesinde, adına enstitüler kurulması gibi, ismine yaraşır büyük projeler gerektiğine inandığımız bu büyük sanat adamımızı, 24 Kasım 1897 tarihinde, yani tam 110 yıl önce dün, sonsuzluğa uğurlamıştık.
2007/1 Sunuş Yazısı 2007/2 Sunuş Yazısı
Lem’i Atlı ise, Zekâi Dede’den bir sonraki musiki kuşağının önde gelen temsilcisiydi. Zekâi Dede ayarında direnç noktalarına rağmen, Hacı Ârif Bey gibi baskın karakterli bir başka musiki dehasının tarih sahnesine çıkmasıyla başka bir iklime doğru evrilen ve artık klasik formlardan çok “şarkı”nın hüküm süreceği musiki dünyamızın büyük bestekârlarındandı. Hocası Hacı Ârif Bey’in “şarkı ekolü”nü devam ettirmekte en büyük pay ve rol sahibi bestekârlarımızın başında gelen Lem’i Atlı, ‘çağını yakalayan’ eserleriyle, kültür dünyamızın ölümsüzleri arasına girmeyi başarmıştı. Bestelendiği günkü kadar taze ve her dinlendiğinde yeniden sevilen eserleriyle, dünya durdukça yaşayacağına inandığımız bu bestekârımızı da, 25 Kasım 1945’te, yani tam 62 yıl önce bugün kaybetmiştik. Aziz ruhlarının, kültürümüz için yüzakı olan adlarına ve aziz hatıralarına düzenlediğimiz bu konserden haberdar olacağını ümit etmekle mutluluk duyuyor ve karşılığı hiçbir zaman ödenemeyecek kültürel miraslarına karşılık, sadece manevi huzurunda saygıyla eğilmekle yetinebiliyoruz. Sağlıcakla kalınız. |