Güfte D
 
DELLÂLZÂDE İSMAİL EFENDİ / SÛZNÂK / AKSAK / ŞARKI
Dedim ey gönül sultânı / Aman ey cânımın cânı
Unutma ahd ü peymânı / Aman ey cânımın cânı
Sînem senin yatağındır / Gönlüm senin durağındır
Teşrîf eyle otağındır / Aman ey cânımın cânı
Güfte: Dellâlzâde İsmail Efendi
 
Ey gönül sultanı, aman!’ dedim. ‘Ey cânımın cânı, sözlerini ve yeminlerini unutma. Kalbim senin yatağın, gönlüm durağındır; gel, çünkü bu kalp ve gönül senin otağındır’.  Ey cânımın cânı, aman!M.
 
CELÂLEDDİN PAŞA / HÜZZAM / DEVRİHİNDÎ / ŞARKI
Değildi böyle evvel tarz ü tavrın -karâr oldu
Tegafül gösterişten infiâlin âşikâr oldu
Yeşillendi çemen çık gez ki hengâm-ı mesârr oldu
Açıl güller gibi ey verd-i nâzım nevbahâr oldu
 
Tarzın ve tavırların önceden böyle değildi; artık kararsız davranıyorsun. Sözlerini unutmuş görünmekten anlaşılıyor ki gücenmişsin. Yeşillikler açtı, çık gez, sevinç ve zevk vakti geldi. Ey nazlı gül, güller gibi açıl, çünkü ilkbahar mevsimi geldi.
 
DEDE EFENDİ / BÛSELİK / YÜRÜKSEMAÎ / YÜRÜKSEMAÎ
Dehr olmada bu sûr ile ma’mûr u meserret
Olsun dil-i şâhâne de pür-nûr u meserret
A’dâsını berbâd ü perîşân ede Mevlâ
Dâim ede Hak zâtını Mansûr u meserret
Güfte: Dede Efendi
 
Dünya, bu şenlikle bayındır olmakta ve sevinçle dolmakta. Dünyaya bunu yaşatan padişahın gönlü de nurla ve sevinçle dolsun. Allah, onun düşmanlarını berbat ve perişan etsin; yüce kişiliğini daima üstün ve sevinçle dolu kılsın.
 
KARA İSMAİL AĞA / ŞEHNAZ / YÜRÜKSEMAÎ / YÜRÜKSEMAÎ
 
Dem-i visâl o şûha itâbı neylersin
Nukûdeşk-i nisâr et hisâbı neylersin
Felekde bir gün ise görmek ey gönül kasdın
O mâh-ı pâreyi gör âfitâbı neylersin
 
Kavuşma vaktinde, o güzele darılmak olur mu?
Öyle bir günde dökülen gözyaşlarının kıymeti ölçülür mü? Ey gönül! Şu hayatta bir gün görmek istiyorsan, o ay parçasını gör yeter, güneşi görmeye gerek var mı?
 
 
ENDERÛNÎ ALİ BEY / HİCAZ / SENGİNSEMÂÎ / ŞARKI
Derdimi arzetmeye ol şûha bir dem bulmadım
Hâlime hiç rahmeder âlemde hem-dem bulmadım
Ketmeder râzderûnum yâri mahrem bulmadım
Yâre açtı yâremeammâ ki merhem bulmadım
Hâsılı bu âlemi ben eski âlem bulmadım
 
O güzele, derdimi anlatmak için bir vakit bulamadım. Bu dünyada, halime acıyacak bir dert ortağı bulamadım. Gönül sırrımı saklamakta, sevgili sırdaş değil; aksine o, yaramın üzerine şifasız yarlar açan bir zalim. Kısacası, bu dünya artık eski dünya değil.
 
 
NASÎBİN MEHMED BEY / KÜRDÎLİHİCAZKÂR / SENGÎN SEMÂÎ / ŞARKI
Derdin ne ise saklama mahrem olayım ben
Cürmüm ne ise söyle de mahkûm kalayım ben
Aç kalbini dök derdini tahfîf-i elem et
Güldürmeyeceksen de beni gül güzelim sen
Bir kerre görüp güldüğünü şâd olayım ben
Güfte: Bâdi Nedim Bey 
Derdin ne ise söyle, benden saklama; sırdaşın olayım. Suçum ne ise söyle, mahkûm kalayım. Bana kalbini aç ve derdini dök ki üzüntülerin hafiflesin. Güzelim, beni güldürmeyeceksen de sen gül. Bir kere olsun güldüğünü görüp sevineyim.  
 
HACI ÂRİF BEY / MUHAYYER / AKSAK / ŞARKI
Devâ yokmuş neden bîmâr-ı aşka
Niçin bir çâre yok nâçâr-ı aşka
Rehâ olmaz mı bend-i târ-ı aşka
Aman Yârabbî yandım nâr-ı aşka
 
Aşk hastasına deva yokmuş, neden? Niçin aşktan çaresiz düşenlere bir çare yok? Aşkın karanlığına bağlananlara kurtuluş yok mudur? Allah’ım, yardım et, aşk ateşine yandım.
 
 
YAHYA NAZÎM ÇELEBİ / ŞEHNAZ / SENGİNSEMAÎ / AĞIRSEMAÎ
Dîdem yüzüne nâzır / Nâzır yüzüne dîdem
Kıblem olalı kaşın / Kaşın olalı kıblem
Gamzen ciğerim deldi / Deldi ciğerim gamzen
Bilmem nic’olur hâlim / Hâlim nic’olur bilmem
Güfte: Yahya Nazîm ÇelebiGözüm yüzüne bakar / Bakar yüzüne gözüm. Kıblem olalı kaşın / Kaşın olalı kıblem. Bakışın ciğerimi deldi / Deldi ciğerimi bakışın. Bilmem ne olacak halim / Halim ne olacak bilmem.
 
 
BİMEN ŞEN / HÜZZAM / SEMÂÎ / ŞARKI
Dil-hûn olurum yâd-ı cemâlinle senin ben
Çıkmaz gözümün nûru gözün dîdelerimden
Yıllarca senin râhına göz nûru dökerken
Sildin beni ey mihr-i emel toz gibi gözden  
Senin güzelliğini hatırladıkça gönlüm kanar. Gözümün nuru gözlerin, gözlerimden çıkmaz. Senin yoluna yıllarca göz nuru dökerken, beni bir toz gibi gözünden sildiğini unutmam.
 
 
MAHMUD CELÂLEDDİN PAŞA / ISFAHÂN / DEVR-İ HİNDÎ / ŞARKI
Dil-i bîçâreseninçün yanıyor
Vuslat eyyâmını dâim anıyor
Vâ’d-i ferdâya ne yapsın kanıyor
Cevrine ağlanarak katlanıyor
Güfte: Mahmud Celâleddin Paşa Zavallı gönül senin için yanıyor. Daima kavuşma zamanını anıyor. Ne yapsın ki “yarın” vaadine kanıyor. Eziyetine gözyaşlarıyla katlanıyor. 
 
 
CİVAN AĞA / NİHÂVEND / SEMÂÎ / ŞARKI
Dil seni sevmeyeni sevmede lezzet mi olur
Olsa da böyle muhabbette hakîkat mi olur
Yek cihet olmaz ise dilde muhabbet mi olur
Aldanıp sevmeyeni can vererek sevmemeli
Aklını başına al herkes için olma deli
Güfte: Mehmet Sâdi BeyEy gönül, seni sevmeyeni sevmede lezzet mi olur? Olduğunu farzetsek de böyle bir muhabbet gerçek midir? Bir yön tayini yoksa gönülde muhabbet olmaz. Aldanıp da, sevmeyeni –üstelik- can verircesine sevmemek gerekir. Ey gönül, aklını başına al ve herkes için deli olma.
 
 
NURİ HALİL POYRAZ / ACEMAŞÎRAN / CURCUNA / ŞARKI
Dilde derd-i iştiyâkı çekmeye tâkat mı var
Âteş-i aşkınla cânâ sînede rahat mı var
Nabz-gîr olmaksa maksad âşık-ı bîmârına
Ben zebûnderd-i aşkım sormaya hâcet mi var
Gönülde, ayrılık derdini çekmeye derman mı var?
Ey sevgili, aşkının ateşiyle kalbimde rahat mı kaldı? Maksadın, aşkından hasta düşmüşlerin nabzına göre şerbet vermekse, ben aşk derdiyle zavallı haldeyim; sormaya gerek var mı?
 
 
BİMEN ŞEN / HÜZZAM / SEMÂÎ / ŞARKI
Dil-hûn olurum yâd-ı cemâlinle senin ben
Çıkmaz gözümün nûru gözün dîdelerimden
Yıllarca senin râhına göz nuru dökerken
Sildin beni ey mihr-i emel toz gibi gözden
Güfte: Mehmet Hafîd  BeySenin güzelliğini hatırladıkça gönlüm kan içinde kalır. Gözlerimden, gözümün nuru gözlerinin hayali gitmez. Ey emelimin güneşi! Senin yoluna yıllarca göz nuru dökerken, beni bir toz gibi gözden sildin.
 
 
HÂFIZ EŞREF EFENDİ / HÜSEYNÎ / DEVRİHİNDÎ / ŞARKI
Dil-rübâsın sevdiğim yoktur nazîrin-riyâ
Doldu gönlüm lem’a-i aşkınla oldu neş’ezâ
Nergis-i mestânına canlar dayanmaz ey şehâ
Sensin ey ümmîd-i aşkım derdime ancak rehâ
Sevdiğim, gönül avcısısın, dürüstçe söylüyorum ki bir eşin-benzerin yoktur. Gönlüm, aşkının pırıltılarıyla ve neşeyle doldu. Ey şâhım, baygın gözlerine canlar dayanmaz. Ey aşkımın ümidi, derdime ancak sen deva olabilirsin.
 
 
ŞEVKİ BEY / HİCAZ / AKSAK / ŞARKI
Dil yâresini andıracak yâre bulunmaz
Dünyâda gönül yâresine çâre bulunmaz
Her derdin olur çâresi meşhûr meseldir
Dünyâda gönül yâresine çâre bulunmaz
Güfte: Mehmed Hafid Bey
Gönül yarası gibi acı veren yara bulunmaz. Dünyada gönül yarasına çare bulunmaz. Meşhur sözdür; ‘Her derdin çaresi vardır’; ama dünyada gönül yarasına çare bulunmaz.
 
 
LEM’İ ATLI / FERAHFEZÂ / YÜRÜKSEMÂÎ / ŞARKI
Dinlendi başım dün gece bir parça dizinde
Bir gözleri âhû ki tamam on sekizinde
Anmıştı gönül aşkını yıllarca izinde
Bir gözleri âhû ki tamam on sekizinde
 
Kâm almak için gençliğimin sevgi çağından
Yüz sürdüm o gün yerlere öptüm ayağından
Aşkın bütün iksirini içtim dudağından
Bir gözleri âhû ki tamam on sekizinde
 
Güfte: Necdet Rüştü EfeBaşım, dün gece, on sekizindeki ceylân gözlü sevgilinin dizinde bir parça olsun dinlendi. Gönlüm, yıllarca, o ceylân gözlü sevgilinin aşkının izindeydi.O gün, gençliğimin sevgi çağından lezzet almak için, yerlere yüz sürdüm ve o sevgilinin ayağını öptüm. Aşkın iksirini, o ceylân sevgilinin dudağından içtim.
 
 
İSMAİL HAKKI NEBİLOĞLU / YEGÂH / DÜYEK / ŞARKI
Doldur ey sâkî bu Cem bezminde bir gün mey biter
Boş kalır fânî kadehler tel susar heyhey biter
Dem geçer devrân döner hicrân biter her şey biter
Boş kalır fânî kadehler tel susar hey hey biter
Güfte: Kesriyeli Sıdkı BeyEy içki dağıtan güzel, doldur; zira şarabı icat eden Cem’in meclisinde bile bir gün şarap biter. Kadehler bile ölümlüdür; onlar da bir gün boş kalır, sazlar susar, meclisin son kadehi de biter. Vakit geçer, dünya döner, ayrılık acısı dahi biter; her şey biter. Kadehler bile ölümlüdür; onlar da bir gün boş kalır, sazlar susar, meclisin son kadehi de biter.
 
 
T. MUSTAFA ÇAVUŞ / HİSARBÛSELİK / RAKSAKSAĞI / ŞARKI
Dök zülfünü meydâna gel Sür atını ferzâna gel
Al dâireni hengâma gel Verdin cevâbünvân ile
Yaktın sînemsûzân ile Müştâk sana bin cân ile
Kestin mi târ-ı ülfeti Kırdın mı câm-ı sohbeti
Çektirme bâri firkati
Güfte: Âşık HıfzîSaçlarını dök, meydana gel. Atını sür, satrançtaki vezir gibi gel. Daireni al, eğlenceye gel.Öyle yüce bir cevap verdin ki, kalbimi ateş gibi yaktın. Seni bin canla özledim.Dostluk bağını kopardın mı? Sohbet kadehini kırdın mı? Bari ayrılık çektirme.
 
 
T. MUSTAFA ÇAVUŞ / HİSARBÛSELİK / DÜYEK / ŞARKI
çeşmimden gitmez aşkın hayâli
Kıble oldu bana dostun cemâli
Râh-ı aşka süvâr olup gitmeyen
Ey efendim nice bilsin bu hâli
 
Ben o yârin bendesiyim
Bende-i efgendesiyim
Bahçesinde bülbülüyüm
Cânım güldür cemâli
 
Güfte: Tanburî Mustafa ÇavuşGözlerimden aşkın hayali gitmiyor. Sevgilinin güzelliği kıblem oldu. Aşk yolunun yolcusu olmayan, bu hâli anlamaz. Ben o sevgiliye delicesine tutkunum. Onun bahçesinde bülbülüm. Canım yârimin yüzünün güzelliği gül gibidir.
 
 
SUBHİ ZİYA ÖZBEKKAN / HİCÂZ / SOFYAN / DÎVAN
Dün gece ye’s ile kendimden geçtim
Tesellî aradım meyhânelerde
Baht-ı dûn elinden bir dolu içtim
O neş’e kalmamış peymânelerde
 
Her neye dokunsam zahmrikkât var
Her ne yana baksam reng-i firkat var
Çalkanır ağlar bir âh-ı hasret var
Sularda çağlayan terânelerde
 
Bilmedim kim oldu bu hâle sebep
Ağlarım ümîdim hebâ oldu hep
Bendeki sûz-i dil var mıdır acep
Tutuşup cân veren pervânelerde
 
Güfte: Rıza Tevfik Bölükbaşı Dün gece büyük bir üzüntüyle kendimden geçtim ve teselliyi meyhanelerde aradım. Aşağılık talihin elinden bir dolu içtim ve gördüm ki, kadehlerde eski neşeler kalmamış.Her neye dokunsam, elime acının yarası değdi. Ne tarafa baksam ayrılığın rengini gördüm. Sular gibi çağlayan ve ağlayan şarkılarda, bir hasretin âhı vardı.Bilmedim, bu hâle kim sebep oldu? Ağlıyorum, zira bütün ümitlerim boşa gitti. Acaba, ateşin etrafında dönüp sonunda kendini o ateşe atarak yanan kelebekler, benim gönlüm kadar yanıyor mudur?
 
 
HACI ÂRİF BEY / ISFAHÂN / MÜSEMMEN / ŞARKI
Düşme ey âşık hayâle yağma yok
Yağma yok hân-ı visâle yağma yok
Eyleme -hûdenâle yağma yok
Yağma yok hân-ı visâle yağma yok
Güfte: Mehmed Sâdi Bey Ey âşık boşuna hayale kapılma, yağma yok! Yağma yok kavuşma sofrasına, yağma yok! Boşuna inleme, yağma yok! Yağma yok kavuşma sofrasına, yağma yok! 
 
 
HACI SADULLAH AĞA / ARAZBÂR-BÛSELİK / AKSAK SEMÂÎ / AĞIR SEMÂÎ
Düştüm düşeli aşk oduna rûz-i ezelden
Fâriğ olmam mey ile mahbûb-i güzelden
Bilmem ne bulur vasfdilârâ ile
Necmî Dâim kalemi âciz eder beyt ü gazelden
Güfte: Necmî Ezel gününden beri aşk ateşine düşeli, şaraptan ve güzel sevmekten ayrı değilim. Necmi, sevgilinin özelliklerinde bilmem ki ne bulur? Kalemi, beyitten ve gazelden yana daima acz içinde kalır. 
 
 
LÂTİF AĞA / MÂHÛR / AKSAK / ŞARKI
Düştün yine bir şûh-i sitemkâre gönül vay
Pervâne gibi şûle-i dildâre gönül vay
Olsan elem-i aşk ile sad-pâre gönül vay
Uslanmayacaksın sana yok çâre gönül vay
 
Yine bir sitemkâr güzele düştün gönül; vay haline. Sevgilinin halesine, ışığın etrafında dönen ve o ışıkla yanan kelebek gibi kapıldın ey gönül; vay haline. Sana çare yok, zira aşkın elemiyle yüz parça olsan da uslanmayacaksın ey gönül; vay haline.
 
 
ŞEMSEDDİN ZİYÂ BEY / ŞEDD-İ ARABÂN / AKSAK / ŞARKI
Düşünür hep seni rûhum düşünür -pâyân
Buna hâil olmaz başka düşünce bir ân
Daimâ aks-i cemâlin duruyor dîdemde
Buna hâil olmaz başka düşünce bir ân
Güfte: Şemseddin Ziyâ Bey Ruhum hep seni düşünür; sonsuz biçimde düşünür. Buna bir an bile başka bir düşünce engel olmaz. Gözümde daima güzelliğinin yansıması duruyor. Buna bir an bile başka bir düşünce engel olmaz.