Güfte F
İSMAİL HAKKI BEY / NİHÂVEND / YÜRÜKSEMAÎ / YÜRÜKSEMAÎ
Feryâd ile yâd eyler iken ben seni her bâr
Ey âfet-i hunhâr Eyyâm-ı visâlin zevkini sürüyor ağyâr
Yazık sana ey yâr
Şevkim emelim olsa da günden güne efzûn
Gönlüm yine mahzûn
Ümmîdimi mahveyleyecek fitne-i esrâr

Yok çünkü meded-kâr

 

Ey kan dökücü güzel! Ben adını her andığımda, senden ayrı olmanın acısıyla feryat ederken, rakiplerim, sana kavuşma günlerinin zevkini sürüyor. Ey sevgili, yazık sana! Yaşama sevincim, ümidim günden güne artsa da gönlüm yine hüzünle dolu. Senin sırlarını düşünmenin sıkıntısı sana dair ümitlerimi mahvedecek, yazık ki beni bu sıkıntılardan kurtaracak kimsem yok.

 
TANBURÎ CEMİL BEY / ŞEHNAZ / SENGİNSEMÂÎ / ŞARKI
Feryâd ki feryâdımaimdâd edecek yok
Efsûs ki gamdan beni âzâd edecek yok
Te’sîr-i muhabbetle yıkılmış müteellîm
Vîrâne dili bir dahî âbâd edecek yok Y
â Rab ne için zâr-ı Nigâr’ı şu cihânda
-şâd edecek çoksa da dil-şâd edecek yok
Güfte: NigârHanım
 

Öyle feryat ediyorum ki yardım edecek kimse yok. Yazık ki beni üzüntümden kurtaracak kimse yok. Aşkın etkisiyle yıkılmış, elemli gönlümü şenlendirecek bir tek olsun kimse yok. Allahım, şu ağlayan Nigâr’ı, acaba neden mutsuz edecek çok kişi var da mutlu edecek kimse yok?

 

 ZEKÂİ DEDE / ŞEHNÂZBÛSELİK / DARBEYN / BESTE
Feryâd kim feryâdımıgûş etmez ol sîmîn beden
Dilden mi aşkımdan mı bahtımdan mıdır bilmem neden
Ben bir garîbâşıkam andan kulak asmaz bana
 
Bu müddeâya bir delil gûşundakidürr-i Aden 
 
Öyle bir feryat ki o gümüş bedenli sevgili işitmiyor bile. Sebep gönlüm müdür, aşkım mıdır, talihim midir bilmem. Ben garip bir âşıkım, bana ondan dolayı kulak asmaz. Bu iddiamın delili, kulağındaki Aden incisinden küpedir.  
 
TANBÛRÎ MUSTAFA ÇAVUŞ / ŞEHNÂZ / AKSAK / ŞARKI
Fırsat bulsam yâre varsam
Biraz derdim ona yansam
Yâr elinden halk dilinden
Kurtulamam her ne yapsam
Yanıma gel sensin benim gönlüm alan
Kimden kime şekvâ edem  
 
Esrârımı söyleyemem
Asla gönül eğleyemem
Hûb meşreblişîvekârsın
Benim diye peyleyemem
Yanıma gel sensin benim gönlüm alan

Kimden kime şekvâ edem

 Güfte: Tanburî Mustafa Çavuş
Bir fırsat bulup sevgilinin yanına gitsem, biraz olsun ona derdimi açabilsem. Sevgilinin elinden ve halkın dilinden, ne yapsam kurtulamam. Yanıma gel, benim gönlümü alan sensin; kimden kime şikâyet edeyim?  Sırlarımı söyleyemem, asla gönül eğleyemem. Güzel huylu, işvelisin; benimsin diyemem. Yanıma gel, benim gönlümü alan sensin; kimden kime şikâyet edeyim? 
 
 
CİVAN AĞA / HÜSEYNÎ / AKSAK / ŞARKI
Firkat-i cânân ile nâlân mı oldun ey gönül
Âteş-i hicrân ile sûzân mı oldun ey gönül
Yâr ile dilşâd iken giryân mı oldun ey gönül
Âkıbet düştün dile destân mı oldun ey gönül
 
Ey gönül, sevgiliden ayrıldın da feryat mı ediyorsun? Ayrılık ateşiyle yanmakta mısın? Sevgiliyle mutluyken şimdi ağlıyor musun? Ey gönül, sonunda dillere mi düştün?
 
BİMEN ŞEN / HİCAZ/ AĞIR AKSAK / ŞARKI
Firkatin aldı bütün neşve-i tâb’ım bu gece
Ağlamaktan yine zehroldu şarâbım bu gece
Taştı peymâne-i gam kalmadı şekvâya mecâl
Mihverinde dolaşır leşker-i endûh-i melâl
Hep senin aşkın ile böyle harâbım bu gece
Güfte: Avram Naum
Ayrılığın, bütün sevincimi öldürdü bu gece. Ağlamaktan, yine zehroldu şarabım bu gece. Gam kadehi taştı, şikâyete derman kalmadı. Üzüntüm sonsuz bir büyüklüktedir. Hep senin aşkınla böyle harabım bu gece.
(Güftenin Osmanlı Türkçesi’yle yazılışı, “Fatma”ismine akostiştir.)