K-L

KAZASKER MUSTAFA İZZET EFENDİ

(1801 – 1876)
Tosya’da doğdu. Küçük yaşta babasını kaybedince, annesi tarafından İstanbul’a gönderildi. Fatih Başkurşunlu Medresesi’nde Arapça ve dinî ilimler okudu. Kömürcüzâde Hâfız Efendi’den musiki öğrenirken ney çalışmaya başladı. Sultan Mahmud zamanında girdiği Enderûn-ı Hümâyun’da, yani Osmanlı sarayının eğitim-öğretim merkezinde, Şakir Ağa’dan musiki, Vâsıf Efendi’den sülüs ve nesih yazı, Yesârizâde Mustafa İzzet Efendi’den tâlik yazı meşk etti ve kısa bir zamanda hânende, neyzen ve hattat olarak büyük ün yaptı. Birçok devlet görevinden sonra, Osmanlı devlet sisteminde en yüksek adalet görevi olan Rumeli Kazaskerliği’ne yükseldi. Arapça, Farsça ve dinî ilimleri çok iyi bilirdi. Ayasofya’daki yuvarlak stildeki dev levhalar, Bursa Ulu Cami’deki iki levha, Kasımpaşa Camii’ndeki levhalar ve İstanbul Üniversitesi’nin giriş kapısındaki yazılar hat sanatı alanındaki eserlerinden birkaçıdır. Bestekârın günümüze yirmi üç eseri gelebilmiştir.

KEMAL NİYÂZİ SEYHUN

( 1885- 27 Mart 1967)
Kaymakam Niyâzi Bey’le Şahver Hanım’ınoğludur. Babasının görevli olarak bulunduğu Akkâ’da doğdu. İstanbul Kadıköy’de Mahmudiye İlkokulu, Kadıköy Rüşdiyyesi ve Vefâ İdâdisi’ni bitirdi. 1906 yılında Mâliye Nezâreti Duyûn-ı Umûmiye Kalemi’ne girdi. On sekiz yaşında kendi kendine keman öğrendi fakat kısa bir müddet sonra bu sazı bırakıp kemençe çalmaya başladı. Kanûni Garbis Efendi, Kemânî Aleksan Ağa, Tophane’li Sabri Bey Üsküdar’lı Ziyâ Bey ve Ûdî Nevres Bey gibi müzisyenlerden istifâde etti. İstanbul Konservatuvarı ve İstanbul Radyosu’nda çok uzun yıllar çalıştı. Şark Mûsiki Cemiyeti’nin kurucuları arasında olan sanatçının elimizde taş plaklara yaptığı taksimlerden başka bir saz eseri ve bir şarkısı vardır.

KEMANÎ ALİ AĞA

(1770? – 6 Haziran 1830)
İstanbul’da doğdu. Enderûn’da yetişti. Saray’da hazine çavuşu, Üçüncü Selim’in musâhibi, yani yakını ve daha sonra İkinci Mahmud döneminde hazine başçavuşu ve müezzinbaşı olduktan sonra Ali Efendi diye anıldı. Sekiz telli ve büyükçe bir keman türü olan sinekemanın ustasıydı. Günümüze yedisi saz eseri olmak üzere kırk civarında eseri ulaşmıştır.

KEMANÎ RIZA EFENDİ

(1780 – 1852)
İstanbul’da doğdu. Üçüncü Selim döneminde girdiği, sarayın eğitim kurumu olan Enderun’da aldığı eğitimden sonra İkinci Mahmud döneminde sarayın tanınmış sâzendelerinden ve bestekârlarından biri oldu. Özellikle sazeserlerindeki musiki cümlelerinin yapısı ve kullandığı motifler, Türk Musikisi’nde yeni bir anlayışın esintilerini taşır. Elimizdeki eserlerinin sayısı kırka yakındır.

KEMÂNÎ SERKİS EFENDİ

(1885-12 Aralık 1944)
İstanbul’da doğdu. Üsküdar’lı Kemençeci Onnik’in oğlu olan Serkis Efendi Kemâni Ağa Aleksan’dan keman öğrendi. Âilesiyle Paris’e gidip orada yerleşen Ermeni asıllı bestekâr, Paris’te ölmüştür ve orada defn edilmiştir. Elimizde otuz bir şarkısı vardır.

KEMÂNÎ SEBUH

(1828- 1894)
Ermeni asıllı olan bestekâr; keman çalışıyla meşhûr olmuş, parlak ve gösterişli üslûbunu bestelediği sirto ve oyun havalarına aynen yansıtmıştır. Bir müddet Muzıka-yı Hümâyun’da çalıştıktan sonra buradan ayrılan bestekâr, Sultan Aziz tarafından himâye edilmiş ve kendisine bu pâdişah tarafından Beşiktaş Ihlamur’da bir ev bağışlanmıştır. Âmâ olduğu bilinen ve Beşiktaş Ermeni Kilisesi kayıtlarına göre soyadı Simonyan olan Sebuh Efendi uzun yıllar gazinolarda da çalışmış, Kemânî Tatyos ve Kemânî Nikoğos Hüdâverdi’ye hocalık yapmıştır. Günümüze altı tanesi saz eseri olmak üzere on altı eseri gelebilmiştir.

KEMÂNÎ TATYOS EFENDİ

(1858 - 16 Mart 1913)
İstanbul’un Ortaköy semtinde doğdu. Ortaköy Ermeni İlkokulu’nu bitirdikten sonra çilingir ve savatçı çıraklığı yaptı. Dayısından kanun, Kemanî Sebuh’tan keman, Civan Ağa’dan ve Astik Ağa’dan musiki meşketti. Önceleri kanun çaldıysa da sonra tamamen kemana yöneldi. Devrinin, özellikle fasıl musikisi alanında çok meşhur bir bestekârıydı. Şevki Bey’in çok yakın arkadaşı olan Tatyos, kara sarılık adı verilen hastalıktan öldü ve Kadıköy’deki Uzunçayır Ermeni Mezarlığı’na gömüldü. Elimizde altmış iki kadar eseri bulunmaktadır.

KEMENÇECİ NEDİM ŞÜKRÜ BEY

( ? - 1920?) Hayâtı hakkında maâlesef bilgi sâhibi olamadığımız bestekârın elimizde biri Hicâz, diğeri Sûz-nâk makamlarında olmak üzere iki adet şarkısını notası mevcuttur.

KEMENÇECİ NİKOLAKİ

( ? – 1915)
Ondokuzuncu yüzyılın ortalarında İstanbul’da doğduğu tahmin edilen Rum bestekârımız, Lavtacı Andon ve Civan kardeşlerle uzun yıllar piyasada çalıştı. Kemençe icrasında bir milât olan Vasilaki’den önce yetişen kemençecilerin en ustası olarak tanındı. Köçekçe, oyun havası ve tavşanca müziklerini icra eden ve adına “Kabasaz” denen topluluklarının usta bir sâzendesiydi. On ikisi saz eseri ve on dördü şarkı olmak üzere yirmi altı eseri elimizdedir.

KLARNETÇİ İBRAHİM EFENDİ

( ? – 1925 )
Doğum yeri ve yılı bilinmeyen İbrahim Efendi, Ankara Radyosu’nda 1950’li yıllarda keman sanatkârı olarak çalışan bestekâr Naci Tektel’in babasıdır. Klârnet sazının Türk Musikisi’ne dahil olmasına zemin hazırlayan sanatkâr olarak ün yaptı. Aynı zamanda tanbur da çalan İbrahim Efendi’den günümüze on beş kadar eser ulaşmıştır.

KIRIMLI NEŞ’ET MOLLA

(1843- 1906)
Rumeli Kazaskeri Kırımlı-zâde Ahmed Reşîd Efendi’nin oğludur. Soyu Cengiz Han’a kadar inmektedir. Edhem Paşa’nın elinde olan Türk mûsikisinin en mühim koleksiyonunu, onun vefâtından sonra satın aldı. Kadılık ve Türk hukuk hayatına başlangıç sayılabilecek avukatlık mesleğini yaptı. “Fihrist-i Ahlâk” ve Kırımî-zâde Mecmuası” isimli iki kitabı vardır. Türk avukatlarının pîri sayılan bestekârın elimizde sâdece iki eseri vardır.

KÖMÜRCÜZÂDE HÂFIZ MEHMED EFENDİ

( ? - 1835)
III. Selim ve II. Mahmûd dönemlerinde pâdişâh musâhipliğine kadar yükselmiş büyük bir bestekârdır. Dede Efendi ile ortak olarak besteledikleri Şevkefzâ Faslı’nı bu makamı bulan III. Selim’e sunmuşlardır. Neveser Faslını da bu makamı bulan Dede Efendi ile ortak bestelemişlerdir. Zamanımıza on beş kadar eseri gelebilmiştir.

KÜÇÜK MEHMED AĞA

( ? - 1800?)
III.Selim devri bestekârlarının en büyüklerindendir. Hayâtı hakkında çok az bilgi vardır. 1800 yılına doğru ölmüştür. Klâsik üslûbda vermiş olduğu eserleriyle, dönemin en güçlü bestekârlarından biri olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Günümüze kırk üç eseri gelebilmiştir. Evcârâ makamından bestelediği eserleri ve Zâvil Ağır Semâisi Türk mûsikisi’nin şâheserleri arasındadır.

LÂTİF AĞA

(1815? – 1885?)
Osmanlı Sarayı’nın eğitim kurumu olan Enderûn’da yetişti ve kabiliyetiyle yükselerek aynı kurumda hocalar arasına katıldı. Her biri gelecek dönemlerin önemli musiki adamları olan Muallim İsmail Hakkı Bey, Kanunî Mehmed Bey ve Medenî Aziz Efendi gibi öğrenciler yetiştirdi. Zamanımıza ulaşan eserlerinin sayısı otuz dörttür.

LÂTİF EFENDİ

( ? – 1910?)
İstanbul’da doğduğu tahmin edilen bestekârımızın hayatı hakkında şimdilik hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Günümüze ulaşan otuz kadar eserinden, ilâhi ve şarkı bestekârı olduğu anlaşılmaktadır.

LAVTACI ANDON

( ? - 1925?)
Rum asıılı olan Lavtacı ve Ûdî Andon İstanbul’da doğdu. Asıl adı Batris Kiryazis’dir. Civan Ağa ve Lavtacı Hristo’nun ağabeyidir. Erifili adında bir de kız kardeşi olan bestekârın kimden ders aldığı bilinmemektedir. Uzun yıllar piyasada çalışmış ve kardeşleriyle oluşturdukları saz takımlarıyla özellikle köçekçe icrâsında çok başarılı olmuşlardır. Bir tanesi şarkı diğerleri saz eseri olmak üzere yedi adet eseri günümüze ulaşan Andon Efendi, Kemençeci Vasil’in gayretlerine rağmen son yıllarını maddi sıkıntılar içinde geçirmiş ve İstanbul’da ölmüştür

LAVTACI HRİSTO

( ? - 15 Ağustos 1914)
Rum asıllı olan bestakârın soyadı Kiryazis’dir (Mumcu). Civan Ağa ile Lavtacı Andon’un küçük kardeşidir. Ağabeyileri arasında yetişmiş, onlar gibi usta bir lavtacı, iyi bir hânende, aynı zamanda da usta bir şerkı bestekârı olarak şöhret yapmıştır. Ahmed Midhat Efendi’nin “Zeybekler” adlı eserini operet olarak bestelemiştir. Bu üç kardeşin yanında yetişen Kemençeci Vasil Efendi ölene kadar bir minnet borcu olarak Hristo Efendi’nin yanında kalmıştır. Vasil’in ölümü ve ömrünün son yıllarında âilevî sebeplerle bunalıma girmiş, Osmanbey’de bugünkü postahanenin bulunduğu yerdeki bahçeli büyük evinin balkonundan atlayarak intihâr etmiştir. Günümüze otuz beş eseri ulaşmıştır.

LAVTACI OVRİK EFENDİ

(1872-1936)
İstanbul Hasköy’de doğdu. Ermeni asıllıdır. Bir süre yazmacılıkla meşgul oldu. Lavtacı Sarı Onnik’ten Lavta ve Türk musikisi öğrendi. Genç yaşında piyasaya atılarak hem repertuvarını genişletti hem de o yılların meşhur sanatçılarını tanıyarak bilgisini genişletti. Kendine mahsus tarzıyla dîvan., koşma ve semâîler okuyan sanatçı mide ülserinden ölmüştür. Elimizde sâdece üç şarkısı vardır.

LEON HANCIYAN

(1857 – 11 Temmuz 1947)
İstanbul’un Hasköy semtinde doğdu. Çakmakçılar’daki Sünbüllü Han’ın odabaşısı ve amatör bir müzisyen olan Lavtacı Nazaret’in oğludur. Annesi Eftik de amatör müzisyendi. Dede Efendi’nin önde gelen üç öğrencisi olan Zekâi Dede, Mutafzâde ve Yağlıkçızâde gibi üstadlardan musiki öğrendi. Tıbbiyeni son sınıfından ayrıldı ve sağlık subayı olarak Türk-Rus Harbi’ne katıldı. Savaştan sonra bir süre Bulgaristan, Romanya ve Mısır’da yaşadı. Sofya Konservatuvarı’nda Türk Musikisi öğretti. 1908’de İstanbul’a dönerek Şark Musiki Cemiyeti başkanı oldu ve bir müddet Dârülelhan’da çalıştı. İstanbul’daki Ermeni kiliselerinde başmugannilik, yani baş okuyuculuk da yapan bestekârımızın büyük çaptaki elyazması nota koleksiyonu, 1990’larda, hayattaki tek öğrencisi olan Muharrem Tunçarslan tarafından koromuzun arşivine bağışlandı. Leon Hancıyan, öğrencisi Tunçarslan’ın tanıklığına göre, ömrünün sonlarında Müslümanlığı seçmişti.

LEM’İ ATLI

(1869 – 25 Kasım 1945)
İstanbul’da doğdu. Soğukçeşme Askerî Rüşdiyesi’nden, yani ortaokulundan mezun oldu. Özel derslerle Arapça, Farsça ve Fransızca öğrendi. Devrin İçişleri Bakanlığı’nda çalıştı ve gazetecilikle uğraştı. Bir süre İzmir’de yaşadı. Hacı Ârif Bey, Hacı Faik Bey, Hânende Ali Bey, Bolâhenk Nuri Bey ve Hacı Kirâmi Efendi gibi hocalardan musiki öğrendi. İlk eserini henüz on dört yaşındayken besteleyerek kısa zamanda büyük bir üne kavuştu. 1907’den itibaren memuriyetten ayrılarak tamamen musiki ile uğraştı. Sesinin güzelliği ile bir efsane haline geldi ve “Boğaziçi Bülbülü” diye anıldı. Eserleri en çok sevilen ve icra edilen bestekârlardandır. Yüz yetmiş civarındaki eserlerinden biri saz semaîsi, biri de istiklâl marşıdır.

LEYLÂ HANIM

(1850 – 6 Aralık 1936)
İstanbul’da doğdu. Babasının Osmanlı sarayının hekimbaşı olması dolayısıyla, küçük yaştan itibaren Saray’da padişah kızlarıyla birlikte büyüdü ve öğrenim gördü. Musikiyi Nikoğos Ağa ile Medenî Aziz Efendi’den öğrendi. Babasının görevi dolayısıyla yaşadığı, şimdi Yunanistan sınırları içinde kalan Girit vilâyetimizde Fransızca ve Yunanca öğrendi. On altı yaşında yazmaya başladığı şiirleri, “Solmuş Çiçekler” adı altında yayınlandı. Biraraya topladığı zamanın müzisyenlerini özendirmekle ve korumakla ün yaptı. Arapça, Farsça ve Rumca da bilen Leylâ Hanım’ın bazı şarkıları Şamlı İskender tarafından eski harflerle bastırıldı. Bir yangın felâketinde çok büyük ve önemli kütüphanesiyle birlikte eserleri de yokoldu. Kaleme aldığı saray hatıraları birçok dilde yayınlanan bestekârın, iki yüz eserinden günümüze ancak ancak elli kadarı ulaşabilmiştir.