U-Z

ÛDÎ ABDİ EFENDİ

( - 1950)
Selânik’te doğdu. Ud ve tanbûr çaldığı bilinen bestekârın günümüze dört eseri ulaşmıştır. Günümüz kemânilerinden Muammer Gerekli’nin babasıdır.

UDÎ HASAN SABRİ BEY

(1865-1920)
İstanbul’un Üsküdar ilçesinde doğdu. Babası ser-tabîb Râşit Paşa, annesi Sûriye Vâlisi Mustafa Paşa’nın kızı Zehra Hanım’dır.Özel öğrenim görerek Fransızca öğrendi. Annesinden kanun, Beşiktaş’lı Cemil Efendi’den ud öğrendi. Hamparsum ve Batı notalarına çalıştı. Maârif nezâreti Sicil Kalemi kâtipliği’nden emekli oldu. Elimizde otuz altı eseri vardır.

UDÎ HIRANT EMRE (KENKİLOĞLU)

(1901 - 1978)
Adapazarı’nda doğdu. Babası marangoz Karabet Efendi’dir. Doğuştan görme kudreti olmayan Hrant,ailesiyle birlikte 1917 yılında Konya’ya daha sonra da İstanbul’a geldi. Burada, adı tesbit edilemeyen bir müzisyen tarafından kendisine bir ud alındı ve böylece musikiye başladı. Önce kendi kendine çalışan Hrant,Kemani Agopes, Kemani Dikran ve Udi Kikar’dan dersler alarak udunu ilerletti. Henüz on yedi yaşındayken Hicaz ve Hüzzam makamında yaptığı taş plak kayıtlarıyla ünü yayılmaya başladı.1934 yılında ilk bestesini yaptı ve bestekar olarak ta tanındı. 1950 yılında gözlerinin tedavisi için gittiği Amerika’da bir sonuç alamayan fakat bir dizi konserler veren Ûdî Hrant Şişli Ermeni mezarlığına defnedilmiştir.

UDÎ İBRÂHİM ZİYÂ BEY

Vezir Ziya Paşa’nın oğlu, Subhi Ziya Özbekkan’ın kardeşidir. Babasının konağında küçük yaştan itibaren Tanbûrî Cemil Bey, Nevres Bey, Ali Rıfat Çağatay, Neyzen Tevfik, Lavtacı Andon gibi üstadların katıldığı fasılları dinleyerek yetişti. Udi Nevres Bey’den ve Ali Rıfat Çagatay’dan ud öğrendi. Nevres Bey’in üslûbunu aynen alan sanatkârın elimizde çeşitli taksim kaytları ve icrâ örnekleri vardır.

UDÎ ALİ SALÂHÎ BEY

(1878 – 1945)
İstanbul’da doğdu. Küçük yaşta sesini güzelliği ve müzik kabiliyeti ile dikkat çekti. Ud öğrendi. Fahri Kopuz ve Hânende Aziz Bey İle birlikte Terakkî-i Musiki Mektebi’ni kurdu. Asıl mesleği adliye memurluğuydu. Musiki tarihimizde ilk defa ud metodu yazan ve yayınlayan kişiydi. Günümüze elli civarında eseri ulaşmıştır.

UDÎ MISIRLI İBRAHİM EFENDİ

(1872-1933)
O devirlerde vilâyetimiz olan Halep’te doğdu. Asıl adı Avram Levi idi. Küçük yaşlarda ud öğrendi ve sazını ilerletmek için Kahire, Şam Halep, İstanbul gibi büyük şehirlerde sâzende olarak çalıştı. Hacı Kirâmi Efendi, Hoca Ziya Bey ve İsmail Hakkı Bey’den ders aldı. Bir ara Mehterhâne’de hocalık yapmış ve güzel sesinden ve okuyuşundan dolayı Hânende İbrahim Efendi diye de anılmıştı. Sazına hâkim ve kuvvetli bir icracı olarak tanınan bestekâr, Kemani Memduh ile birlikte fasıllar yapmış ve çok sevilen eserler bestelemiştir. Plaklara yaptığı taksimler ve elli altı kadar eseri günümüze ulaşmıştır.

UDİ NEVRES BEY

(1873 – 21 Ocak 1937)
Malatya’nın Yeşilyurt (Çırmıhtı) ilçesinde doğdu. Babası Horum Hafız diye bilinen sülâleye mensûp demircilikle uğraşan fakir bir işçi idi. Hasan Kavlice ve Münteha adlı üç kardeşi olan Nevres Bey’in babası; iş bulmak için İstanbul’a gelerek bir paşanın yanında çalışmaya başladı ve birkaç yıl sonra, annesi zatürrieden ölen Nevres’i, İstanbul’a getirdi. Paşanın himâyesinde muntazam bir tahsil gören Nevres Bey, udu kendi kendine öğrendi ve 1900’lü yıllarda ûdi olarak büyük ün yaptı. Tanburi Cemil Bey’den de istifade eden sanatçı, 1914-1918 yılları arasında Almanya’ya gitti ve müzik bilgisini artırdı. Yurda döndükten sonra Anadolu’yu dolaşarak halk türküleri derleyerek duygulu ve müzikal sesi ile birçok taş plak doldurdu. Ud çalışındaki müzikalitesi çok yüksek olan Nevres Bey, yedi şarkı ve bir saz eseri bestelemiş, çok sayıda şarkıya aranağme yapmış ve yirmi civarında da Rumeli Türküsü derlemiştir.

UDÎ SÂMİ BEY

(1874 – 30 Ağustos 1939)
İstanbul’un Aksaray semtinde doğdu. Zekâi Dede’nin ve Ali Rif’at Çağatay’ın öğrencisi oldu. Tanburî Cemil Bey’in yakın arkadaşıydı. Uzun yıllar Osmanlı Sarayı’nın musiki icra kurumu olan Enderun Fasıl Heyeti’nde görev yaptı. Musikî-i Osmânî Cemiyeti’nin kurucularındandı. Kadıköy Musiki Cemiyeti’nde ve Kızıltoprak Halkevi’nde dersler verdi, pek çok öğrenci yetiştirdi. Bestekâr Selâhattin Pınar da Sâmi Bey’in öğrencisiydi. Nota yazmakla tanındığından “Hattat” diye de anılan bestekâr, Onnik Zadoryan’ın yayınladığı fasıl mecmualarının notalarını da yazmıştı. Günümüze, otuz kadar eseri gelmiştir.

VARDAKOSTA AHMED AĞA

(1728? – 1794)
Amasya’nın bir kasabasında doğdu. Bestekâr Hızır Ağa’nın oğludur. Osmanlı sarayının eğitim merkezi olan Enderûn’da yetişti. Şeyh Abdürrahim Dede’ye bağlanarak Mevlevî oldu. Devrin sanat ve musiki merkezleri olan Yenikapı ve Galata mevlevîhanelerine devam etti. Birinci Abdülhamid döneminin ünlü bir bestekârıydı. Üçüncü Selim devrinde, padişahın en yakınındaki görevlerden olan musâhipliğe getirildi. Mezarı Galata Mevlevîhanesi’nin bahçesindedir. Klasik musikimizin çizgiüstü bestekârları arasında olan Ahmed Ağa’dan günümüze ulaşan eser sayısı, dinî ve lâdinî beste şekillerinden kırk beş kadardır.

VECDİ SEYHUN

( 1915 - 1 Nisan 1984)
İstanbul’da doğdu. Neş’et Bey’le Fîrûze Hanım’ın oğludur. Beş yaşında uda başladı. İlkokulu bitirdikten sonra Santûrî Ziyâ Bey’den musiki ve santûr öğrendi. Kaptanzâde Ali Rızâ Bey’le nota usûl ve kompozisyon tekniği konusunda çalıştı. 1944 yılında Konservatuvar İcrâ Heyeti’ne girdi. Bu kurumda ve daha sonra İstanbul Radyosu’nda Violonsel çaldı, Repertuvar Kurulu üyeliğinde bulundu. Geniş bir nota, kitap ve saz koleksiyonu toplamış olan bestekâr; başta Santûrî Edhem Efendi, Neyzen Aziz Dede ve Kaptanzâde Ali Rızâ Bey olmak üzere bir çok sanatçının biyografisi üzerine çalışmalar yapmış ve makaleler yazmıştır. Saz eseri ve şarkı formunda olmak üzere elimizde seksen civârında eseri vardır.

VELİ DEDE

( ? – 1768)
Bursa’da doğdu ve aynı şehirde öldü. Mezarı Bursa Mevlevîhânesi’nde olan ve “Deli Dede” diye de anılan bestekârımızın aynı zamanda iyi bir neyzen olduğu bilinmektedir. Bir müddet İstanbul’daki mevlevîhânelerde de ney üfleyen Veli Dede’nin günümüze dört adet saz eseri ulaşabilmiştir.

YAHYA NAZÎM ÇELEBİ

(1650? –1727)
İstanbul’da doğdu. Küçük yaşlarında, olağanüstü yeteneği sebebiyle eğitilmek üzere, Osmanlı sarayının yüksek eğitim kurumu olan Enderûn’a alındı. Farsça ve Arapça öğrendi. Galata Mevlevihanesi şeyhi Arzî Dede’den ve Edirne Mevlevihanesi şeyhi Neşâtî Dede’den şiir konusunda yararlandı. Musiki hocaları ise Nefîrî Ahmed Çelebi ve Hâfız Post’tur. Genç yaşta hânende, bestekâr ve şâir olarak ün yapan Nazîm Çelebi, edebiyatımızda İslâm peygamberini öven şiir demek olan nâ’t formunu en çok kullanan şair olarak bilinir. Beş yüz kadar eser bestelemiş, fakat günümüze ancak on dört tanesi ulaşabilmiştir.

YESÂRÎ ÂSIM ARSOY

(1896 - 18 Ocak 1992)
Bugün Yunanistan’da olan Drama’da doğdu. Müezzinlik ve Kur’an okuyuculuğu ile musikiye başladı. 1917’de ailece Adapazarı’na göçetti. Ud öğrendi. Sol eliyle ud çaldığı için solak anlamına gelen Yesârî lâkabıyla tanındı. 1920’de İstanbul’a yerleşti. İzzeddin Hümâyî, Fehmi Tokay ve Zeki Ârif Ataergin’den musiki öğrendi. 1929’da bestekârlığa başladı. Şarkıları, devrinin önde gelen solistlerinin yanısıra kendisi tarafından da plaklara okundu ve büyük ilgi gördü. Birçok eserinin güftesini de yazan Arsoy’un 240 eseri elimizdedir.

YORGO BACANOS

(21 Eylül 1900 – 24 Şubat 1977)
Silivri’de doğdu. Kemençeci Aleko Bacanos’un kardeşidir.Babaları Lavtacı Lambo’dur. Beş yaşında ud öğrenmeye başladı İçinde bulunduğu müzik çevresinde kendisini çok iyi yetiştiren Yorgo Bacanos, ûdi Kirkor ve Karnik Garmiryan’dan nota ve usul dersleri aldı. On iki yaşından itibâren udu ile fasıllara katılmak suretiyle piyasada tanındı. Mızrabındaki kıvraklık, parmaklarındaki mahâret ve icrâdaki başarılı yorumu ile çok kısa zamanda fasılların aranan ûdileri arasına girdi.Uzun müddet radyoda görev yaptı. Pek çok taş plağa solo ve müşterek kayıtlar verdi.Özellikle taksim icrâlarında çok başarılı oldu. Kendine mahsus ritm uygulamalı mızrapları ile toplu icrâda hemen ayırt edilebilen Bacanos aynı zamanda iyi bir piyanist idi. Despina Bacanos’la evlendi. On civarında şarkısı olan bestekar, ûdi Yorgo Bacanos, Konservatuvar İcra Heyeti’nden emekli olduktan sonra vefâtına kadar İstanbul Radyosu’nda görev yaptı.

ZİYÂ PAŞA

(1849 – 1929)
İstanbul’da doğdu. Bestekâr devlet adamlarımızdandır ve önde gelen şarkı bestekârımız Subhi Ziyâ Özbekkan’ın babasıdır. Abdülaziz Han devrinde yetişti. İkinci Abdülhamid ve Meşrutiyet devirlerinin değerli bir devlet adamı olarak tanındı ve vezirliğe kadar yükseldi. Hayatının 23 yılını dışişleri görevlerinde Türkiye dışında geçirdi. Kanunî Ömer Efendi’den öğrendiği kanunun yanı sıra ud da çalardı. Mevlevî olan bestekârımız, Hacı Ârif Bey, Şevki Bey, Rif’at Bey, Ûdî Şakir Paşa, Hacı Fâik Bey gibi devrin önemli musiki adamlarıyla toplanır ve dostluk ederdi. Bestekârlığa elli üç yaşında başlamıştı. İlk Türk Musikisi konservatuvarımız olan ve Cumhuriyet döneminde İstanbul Belediye Konservatuvarı adını alan okulu kuran, “Dârülelhân” ismini veren ve ilk müdürlüğünü yapan kişiydi. Repertuvarda on altı eseri bulunmaktadır.

ZAHARYA

( ? – 1740?)
Klasik musikimizdeki Rum bestekârlarımızın en önde geleni olan Zaharya’nın hayatı hakkında geniş bilgiler bulunmuyor. Fener’deki Rum Patrikhanesi’nin hânendesi, yani dini musiki eserleri okuyucusu olduğu bilinmektedir. Üstün bir tanburî olduğu, devrin çok kazançlı işlerinden olan kürk ticaretiyle uğraştığı ve ömrünün sonlarına doğru Müslümanlığa geçip Cemil adını aldığı rivayet edilmektedir. Bazı eski güfte mecmualarında ismi Mîr Cemil yahut Kürkçü olarak da kayıtlıdır. Zamanımıza yirmiye yakın eseri ulaşan bestekârımızın, Ortodoks kilise müziği için de besteler yaptığı bilinmektedir.

ZEKÂİ DEDE

(1825 – 1897)
İstanbul’da doğdu. İmam, Hattat ve Hâfız Süleyman Hikmetî Efendi’nin oğlu, bestekâr Ahmed Irsoy’un babasıdır. Türk Musikisi’nin son büyük klasik bestekârlarındandır. Hocası Eyyûbî Mehmed Bey tarafından tanıştırıldığı Dede Efendi’den bir yıl kadar ders aldı. Bir süre Mısır’da yaşadı ve 1868’de mevlevî oldu. Bir dönemin ünlü eğitim kurumu Dârüşşafâka’da uzun yıllar musiki hocalığı yaptı. Rauf Yektâ ve Dr. Subhi Ezgi, öğrencilerindendir. Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısının repertuvar zenginliği bakımından en önde gelen kaynak kişisiydi. Özellikle Ahmed Irsoy, Rauf Yektâ ve Subhi Ezgi’ye meşk ettiği yüzlerce eserden oluşan klasik repertuvarın yazıya geçirilmesini ve kayıt altına alınmasını sağladı. Elimizde iki yüz altmış üç eseri bulunmaktadır.

ZEKİ ÂRİF ATAERGİN

(1896- 4 Ocak 1964)
İstanbul’da doğdu. Kanûnî Hacı Ârif Bey’in oğludur. Vefâ Sultânîsi’nin ardından devrin Hukuk Fakültesi olan Mekteb-i Hukuk-ı Şâhâne’yi bitirdi. Hakimlik, savcılık, baro başkanlığı, avukatlık, noterlik yaptı ve 1950’lerde siyasetle ilgilendi. İlk musiki derslerini babasından aldı. Hacı Kirâmi Efendi, Ahmet Irsoy, Leon Hancıyan, İsmail Hakkı Bey ve Abdülkadir Töre’den aldığı derslerle musikide ilerledi. Kanunîliğinin ve hanendeliğinin yanısıra resim ve hat ile de ilgilendi. Dilkeşhâverân makamına olan sevgisi ve düşkünlüğü ile tanınmıştı. Alâeddin Yavaşça, meşkettiği öğrencilerindendir. Yüz elliden fazla eseri elimizdedir.

ZEKİ MEHMED AĞA

(1776-1846)
İstanbul’da doğdu. Tanbûrî Nûman Ağa’nın oğludur. Babasından tanbur öğrendi ve onun vasıtasıyla Enderûn-ı Hümâyun’a alındı. III. Selim zamanında sarayın ünlü tanbûrileri arasına girdi. Önce çavuş, I. Mahmud döneminde de musahib-i şehriyâri oldu. Bilinmeyen bir sebeple hanımının şikayeti üzerine Midilli’ye sürgün edildi ve bir yıl orada yaşadı. Sonra tekrar saraya döndü. Tanburi İsak ekolünden farklı bir üslubla çalan Zeki Mehmed Ağa’nın, oğlu Tanbûri Büyük Osman Bey’de dâhil olmak üzere öğrencisi yoktur. Dede Efendi ile gittiği Hacc’da onunla aynı kaderi paylaşarak orada vefat eden bestekârın günümüze on beş adet peşrev ile altı adet şarkısı gelebilmiştir.